Son dakika haberleri bulabileceğiniz ve gündemdeki haberleri bulabileceğiniz kaliteli blog adresi.Son dakika haberleri sadece buradan takip edilir.
TürkiyeGündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TürkiyeGündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Eylül 2016 Pazar
“Subliminal’’ Mesaj Gücüm Olsaydı…
Savcı, TBMM’de ‘’Darbeleri Araştırma Komisyonu’’nda verdiğim ifadeyi okusaydı, belki bir kez daha düşünürdü
Çok genç ‘’kahraman’’ savcının iddia ettiği gibi ‘’subliminal’’, yani bilinç altına mesaj iletmek gibi insanüstü bir gücüm olsaydı bunu hiç kuşkusuz ve acilen bunu bugünkü Türkiye’nin ‘’demokrasi ve hukuk devleti’’ olması yönünde kullanırdım.
Bu sayede, içine birçok insan gibi bizim de katıldığımız bu hukuk ve akıl dışı durumlarla, Türkiye bu ürkütücü çıkmaza biraz daha savrulmuş olmazdı.
Savcı hukuk tarihinde olmayan suçlar yerine ufak bir gayret gösterip, TBMM’de ‘’Darbeleri Araştırma Komisyonu’’nda verdiğim ifadeyi okusaydı, böyle zoraki gözaltı sürecinin parçası olmam konusunda, sanmasam da, belki bir kez daha düşünürdü.
Yüreklere Akan Nehir, Nehirlere Akan Yürek
Belki uçan memelileri biliriz ama cevabını bilmediğimiz bir soru soran öğretmenimize "hostes" gibi muzip cevaplar vermeyenimiz var mı? Belki kaçırıp ufak bir fidye talep etmedik ama mavi boncuklu bir yıldıza aşık olmayanımız var mı? Belki penceresinden görebileceği yola kırmızı boyayla "Seni Seviyorum" yazamadık ama sevdalandığının evinin önünde sabahlamayanımız var mı? Belki kardeşimiz kanser olmadı ama en azından nenemizin, dedemizin son zamanlarını güzel geçirmesi için çırpınmayanımız var mı? Belki maden işçisi değiliz ama ekmeğini kazanmak için alın teri dökerken haksızlığa isyan etmeyenimiz var mı?
O, bu yüzden Tarık arkadaşımızdı, Tarıkımızdı, Tarık ağabeyimizdi, Tarık kardeşimizdi, Tarık yoldaşımızdı. O, bu yüzden ölümsüz. O, bu yüzden bu toprakların o güzelim insanları yaşadıkça yaşayacak. Lise sıralarında rastlayacaksınız ona. Bir lokantada hesap ödeyemedi diye kardeşleriyle dayak yiyecek. Dayak yemişten betere dönecek kadar aşık olup çıkacak karşınıza. Kanını satacak, canı gibi sevdiğinin bir gülüşü için. Dövüşecek zulmedenlerle, sömürenlerle, sırtında işçi tulumu...
O, Türk halkının yüreğine akan nehirdi; tertemiz, duru ve yangınları söndüren ve zindeleştiren. Her birimizin yüreğinde ondan damlalar var. İçimize işlemiş. Ama sadece beyaz perdenin öte yakasında yüreğimize "Akan" Tarık değil o. O aynı zamanda çok sevdiği Nazım ustanın "Büyük İnsanlık"ın nehrine akan yürek.
Beyaz Perdenin Arkasında
Ne büyük onurdu seni tanımak Tarık ağabey. Beyaz perdenin önünde gördüğüm efsaneden, daha da insan, daha da cesur, daha da fedakar olduğunu görmenin nasıl umut ve güç verdiğini tarif etmek kolay değil.
6 yıl önce ilk kez telefonda konuştuğumuzdaki heyecanımı da anlatamam. Sonra ilk kez bir yürüyüşümüz için çağrı yapmanızı istediğimde "Atla gel" demen. Bir arkadaşına seslenir gibi. "Canım Kardeşim" filmindeki Halit gibi olmuştum koşa koşa gelmiştim. Bana kamera, ışık dersi vermiştin. "Çekim orada olur mu? Bak burada ışık daha güzel" Sert ama sevecen Mahmut Hoca gibi. Sonra o büyük 19 Mayıs 2012 Diriliş Yürüyüşü öncesi gözünün nuru Taş Mektep'i gezdirmiştin. Biz zaten o güzelim eğitim yuvasından mezun olup sonra Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi olan arkadaşlardan biliyorduk. Ama sen Mahmut Hocanın yüreğiyle anlatıyordun. Taşı sıkıp suyunu çıkaracak heybetine aşinaydık. Taşı yontup, mektep yapacak işçiliğine, inceliğine orada hayran olduk.
Barikatların Önünde
13 Aralık 2012 günü Silivri Zindanı önünde toplanıyoruz. Türk ordusuna ve Türk aydınına Fethullahçı Tertip dönemi... Çok sayıda sanatçımız orada. Tarık ağabeyi arıyor gözlerim. Göremeyince canım sıkılıyor. Sonra barikatların önüne gidiyorum arkadaşlarımın yanına. Bir anda görüyorum ağabeyimi orada. Ben arkada kalmışım o en önde. Daha rahat daha sıkıntısız zamanlarda ortada görünmeyen, kutlamalarda yer almayan adam zulme karşı direniş mi var, bütün gövdeni halka dönük saldırıya siper etmek mi gerekiyor, en önde.
O varsa o barikatın yıkılması gerekiyor. Barikat bile bu yakışıklı adamın, yakışıklı yüreğin karşısında eli ayağına dolaşarak bırakıyor kendini.
"Siz İsteyince Kıramıyorum"
Her aradığımda, "sen de sıktın ama" diyecek diye endişemi anında bitiren bir güzel "Merhaba Çağdaş" sesini duyuyordum. Sonra "Atla gel". Tarık ağabey bize danışman olmanı istiyoruz. Ağabey Gezi Parkı'na gelebilir misin? Tarık ağabey bir demeç versen? Ağabey liseliler seni görmeyi çok istiyor. Gazdanadam Festivali yapacağız senin olman şart. Hep "evet", hep "tabi olur". Ne zaman "Mümkün değil"? "Çağdaş, Afrodisias Belgeseli'nin çekimleri var. 2 ay yokum ben" Yaşamının son anına kadar üretti. Belgeseller çekti ardı ardına. İş üstündeyse, üretiyorsa geri çevirdi sadece. Ama o belgeselleri de bizim için çekiyordu ya. Buna geri çevrilmek denir mi?
"Çağdaş, Köy Enstitülerini anlatan bir belgesel; Bir Meçhul Öğretmen. Onun son işleriyle uğraşıyorum". Bitirir bitirmez hemen belgeseli istiyoruz. Arabasındaki bütün DVD'leri veriyor. İzliyoruz ve daha çok arkadaşımız izlemeli diyoruz. "Ağabey biz bu belgeseli Marmara Üniversitesi'nde göstermek istiyoruz." "Güzel" "Ama senin de gelmen lazım. Belgesel gösterimi ardından söyleşi" "Çağdaşcığım ben uzun süredir hiç bir söyleşiye katılmıyorum." "Ağabey lütfen Köy Enstitülerinin biz gençler için anlamını biliyorsun kırma bizi". "Tamam tamam. Nasıl yapsak? Siz isteyince kıramıyorum ki." Tabi aynısını tıklım tıklım dolu salonda söyleyince suratımın nasıl kızardığını da unutmuyorum. Sözde misafirimizdin ağabey ama dönüşte beni arabanla eve senin götürdüğünü de unutmuyorum. Yolda Tchaikovsky Piano Keman Konçertosu eşliğinde sohbetimizi de. Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyet, laiklik, vatan sevgisinin ve emekçi halka bağlılığın kıymetini her geçirdiğimiz saniyede aktarıyorsun.
Alev Çiçekleri
Türkiye Gençlik Birliği, gençler, biz hep istedik. Sen hep verdin. Almadan vermenin erdemini öğrettin. Çıkarsız, hesapsız yurt ve insan sevgisi. Son belgeselin Atatürk'ün Alev Çiçekleri. İzlerken gözlerim dolmuştu. Aradım. Daha ben demeden, "Çağdaş şöyle büyük bir gösterim yapalım gençlerle doldurun salonu ben de geleyim söyleşiye". Havalara uçmuştum. Kocaman gülerek kapatmıştık telefonu. Hazırlıklar sürerken bir kere daha aradım Tarık Ağabeyimi. "Ağabey bu ay yapalım diyoruz. Hangi tarih uygun olur?" Sesi biraz kötü gelmişti. Ama hiç konduramamıştım. Ama söyledi ya o lanet hastalığı. "Biraz toparlayayım tekrar haberleşiriz" Tarık Ağabey "Kahraman"ımız... Şimdi Murat, Halit biz mi olduk?
Yormak istemiyoruz ama içimiz kemiriliyor. Bir daha arıyorum 2 hafta sonra "Ağabey sen neleri aşmadın bunu da aşarsın" "Aşacağız evet. Bırakmak yok." Sonra bir daha ara. "Ağabey seni görmeye geleyim ne olur?" "Ben seni görüyorum haberlerde. Çok iyi gidiyorsunuz. Biraz düzeleyim öyle görüşelim olur mu?" Sonraki arama ulaşılamıyor. Sonra gazetelerde haber "Tarık Akan Kanser". Artık kederin hususiyeti yok. Milyonlarla...
Burnumuzun direği sızladı bu 16 Eylül 2016'da. Tutamadık göz yaşlarımızı. O Tarık arkadaşımızdı, Tarıkımızdı, Tarık ağabeyimizdi, Tarık kardeşimizdi, Tarık yoldaşımızdı. Yok hayır! -di'li geçmiş zaman yok. Efsaneler ölmez. Tarık Akan; yüreklere akan nehir, nehirlere akan yürek. O nehirde süzülen yürekli çocukların var onbinlerce, Taş Mektep'ten, beyaz perdeden, TGB'den yetişen.
Bize dedin ya "Atatürk'ün ülkesine dair bir umut varsa TGB'de var" Sözümüz söz: Düşlediğin o Atatürk Türkiyesi'ni kuracağız. Biz de Alev Çiçekleriyiz.
Çağdaş Cengiz
TGB Genel Başkanı
Gezi Parkı - Haziran 2013
Marmara Üniversitesi ADK Söyleşi
Gazdanadam Festivali- 7 Temmuz 2013
Silivri Kuşatması-13 Aralık 2012
Okullar Öğretmensiz, Kamu Memursuz
Okulların 19 Eylül’de açılacağını hatırlatan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk kamuda yaşanan öğretmen ve memur açığına dikkat çekti. Koncuk, ‘KHK da ismi çıkmayan tüm memurlar da kamu ihtiyaçları dikkate alınarak hemen göreve iade edilmeli, inceleme gerekliyse görevde yapılmalıdır.’ dedi. Koncuk şunları kaydetti:
“Geçen yıl 75 bin ücretli öğretmen vardı, buna 50 bin eklersek şuan 125 bin öğretmene ihtiyaç var. MEB çok daha fazla ücretli görevlendirecek.
Hükümet açığa alınan ancak, KHK da ismi çıkmayan öğretmenleri hızla göreve iade etmeli, ihraç edilenleri hızla yeniden değerlendirmelidir.
KHK'da ismi olmayan 15 bin öğretmen hemen göreve iade edilmeli, ille soruşturma inceleme yapılacaksa görevde yapılmalıdır. Öğretmensiz olmaz.
İhraç edilen tüm memurlar itirazları doğrultusunda ciddi bir soruşturmaya tabi tutulmalı, ihraç kriterleri bir daha gözden geçirilmelidir.
KHK da ismi çıkmayan tüm memurlar da kamu ihtiyaçları dikkate alınarak hemen göreve iade edilmeli, inceleme gerekliyse görevde yapılmalıdır.”
14 Eylül 2016 Çarşamba
Geçen Haftanın Gazete Tirajları
Geçtiğimiz hafta en çok tiraj kaybını hangi gazeteler yaşadı?
5 - 11 Eylül haftasına ait gazete satış rakamları belli oldu.
Geçtiğimiz hafta en çok tiraj kaybını hangi gazeteler yaşadı?
Geçtiğimiz hafta tirajında en çok düşüş görülen gazeteler, Posta ve Hürriyet oldu.
Tirajını en çok atıran gazeteler ise Karar ve Yeni Birlik olarak belirlendi.
İŞTE TİRAJ RAPORU...
5 - 11 Eylül haftasına ait gazete satış rakamları belli oldu.
Geçtiğimiz hafta en çok tiraj kaybını hangi gazeteler yaşadı?
Geçtiğimiz hafta tirajında en çok düşüş görülen gazeteler, Posta ve Hürriyet oldu.
Tirajını en çok atıran gazeteler ise Karar ve Yeni Birlik olarak belirlendi.
İŞTE TİRAJ RAPORU...
Erdoğan Kapağına Sert Tepki
Dışişleri Sözcüsü Bilgiç, Der Spiegel'in kapağının "İslamiyet hakkında olumsuz algı oluşturacak şekilde hazırlandığını" savundu.
Dişişeri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisinin 13 Eylül tarihli "Türkiye Özel Sayısı"nın kapağının tahrik edici olduğunu savundu.
Bilgiç "Kapakta, 'Bir Ülke Özgürlüğünü Yitiriyor' alt-başlığına yer verilmesi, 15 Temmuz'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün hain darbe teşebbüsü sırasında, Türk halkının yaşamı pahasına kahramanca verdiği demokrasi, özgürlük ve hukuk mücadelesini ısrarla görmezden gelme ve maksatlı biçimde çarpıtma çabasını ortaya koymaktadır. Halkın büyük desteğiyle demokratik olarak seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımızı farklı tanımlarla karalamaya yönelik çabaları da esefle kınıyoruz" dedi.
"SON DERECE TAHRİK EDİCİ"
Dışişleri Sözcüsü Bilgiç, Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisinin 13 Eylül tarihli 'Türkiye Özel Sayısı' ile ilgili kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karalamaya yönelik çabaların kınandığını vurgulayan Bilgiç, şu açıklamalarda bulundu:
"Almanya'da yayımlanan 'Der Spiegel' dergisinin dün dağıtılan ülkemizle ilgili özel sayısında oluşturulmaya çalışıldığı görülen imaj, bir süredir Avrupa'da bir kısım medya organlarının uzunca bir zamandan beri ülkemizi hedef alarak kamuoyundaki imajını yıpratmayı amaçlayan çarpık ve önyargılı zihniyetinin yeni bir tezahürünü oluşturmaktadır. Sözkonusu özel sayının kapağının son derece tahrik edici, sadece Türkiye değil İslamiyet hakkında da olumsuz algı oluşturacak şekilde hazırlandığı dikkati çekmektedir. Kapakta, 'Bir Ülke Özgürlüğünü Yitiriyor' alt-başlığına yer verilmesi, 15 Temmuz'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) hain darbe teşebbüsü sırasında, Türk halkının yaşamı pahasına kahramanca verdiği demokrasi, özgürlük ve hukuk mücadelesini ısrarla görmezden gelme ve maksatlı biçimde çarpıtma çabasını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, halkın büyük desteğiyle demokratik olarak seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımızı farklı tanımlarla karalamaya yönelik çabaları da esefle kınıyoruz.
İslam dünyası için kutsal olan Kurban Bayramı sırasında yayınlanan derginin kapağında minarelerin ateşlenen füzeler olarak tasvir edilmesi saygınlık iddiasındaki bir yayın organının İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık sözkonusu olduğunda sorumluluktan uzak bir yayın politikası izlediğinin, Almanya'da radikal akımlara kapılmadan, barışçı bir anlayışla ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayan Türk toplumunun yanısıra, genel olarak İslam alemini de rencide etmekten, şiddet kültürüyle özdeşleştirmekten çekinmeyen esasen tiraj odaklı, Türkiye karşıtı yaklaşımının açık ve en son bir örneğidir. Türkiye, sağduyu yoksunu ve çarpık zihniyetten beslenen çevrelerin tüm gayretlerine rağmen terörün, aşırıcılığın ve ayrımcılığın her türlüsüyle meşru mücadelesini, hukuk devleti ilkeleri ve uluslararası yükümlülükleriyle uyum içinde kararlılıkla sürdürecek, Türkiye karşıtı çevrelere hakettikleri cevabı her zaman verecek, anayasal düzenini, demokratik kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edecektir. Müttefik ve dostlarımız başta olmak üzere diğer ülkelerde kamuoyu oluşumuna etki eden medya kuruluşları ve çevreleri demokratik dünyanın temellerini oluşturan bu ilkelere riayet etmeye, Avrupa genelinde son dönemde yükselişte olan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve Türkiye karşıtlığı akımlarının da etkisinde kalarak Avrupa kamuoyunun hafızasında olumsuz Türkiye algısını yerleştirmeye yönelik kötü niyetli ve çaresizlik içinde sürekli kendini tekrar eden çabalarına son vermeye çağırıyoruz."
Dişişeri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisinin 13 Eylül tarihli "Türkiye Özel Sayısı"nın kapağının tahrik edici olduğunu savundu.
Bilgiç "Kapakta, 'Bir Ülke Özgürlüğünü Yitiriyor' alt-başlığına yer verilmesi, 15 Temmuz'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün hain darbe teşebbüsü sırasında, Türk halkının yaşamı pahasına kahramanca verdiği demokrasi, özgürlük ve hukuk mücadelesini ısrarla görmezden gelme ve maksatlı biçimde çarpıtma çabasını ortaya koymaktadır. Halkın büyük desteğiyle demokratik olarak seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımızı farklı tanımlarla karalamaya yönelik çabaları da esefle kınıyoruz" dedi.
"SON DERECE TAHRİK EDİCİ"
Dışişleri Sözcüsü Bilgiç, Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisinin 13 Eylül tarihli 'Türkiye Özel Sayısı' ile ilgili kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karalamaya yönelik çabaların kınandığını vurgulayan Bilgiç, şu açıklamalarda bulundu:
"Almanya'da yayımlanan 'Der Spiegel' dergisinin dün dağıtılan ülkemizle ilgili özel sayısında oluşturulmaya çalışıldığı görülen imaj, bir süredir Avrupa'da bir kısım medya organlarının uzunca bir zamandan beri ülkemizi hedef alarak kamuoyundaki imajını yıpratmayı amaçlayan çarpık ve önyargılı zihniyetinin yeni bir tezahürünü oluşturmaktadır. Sözkonusu özel sayının kapağının son derece tahrik edici, sadece Türkiye değil İslamiyet hakkında da olumsuz algı oluşturacak şekilde hazırlandığı dikkati çekmektedir. Kapakta, 'Bir Ülke Özgürlüğünü Yitiriyor' alt-başlığına yer verilmesi, 15 Temmuz'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) hain darbe teşebbüsü sırasında, Türk halkının yaşamı pahasına kahramanca verdiği demokrasi, özgürlük ve hukuk mücadelesini ısrarla görmezden gelme ve maksatlı biçimde çarpıtma çabasını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, halkın büyük desteğiyle demokratik olarak seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımızı farklı tanımlarla karalamaya yönelik çabaları da esefle kınıyoruz.
İslam dünyası için kutsal olan Kurban Bayramı sırasında yayınlanan derginin kapağında minarelerin ateşlenen füzeler olarak tasvir edilmesi saygınlık iddiasındaki bir yayın organının İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık sözkonusu olduğunda sorumluluktan uzak bir yayın politikası izlediğinin, Almanya'da radikal akımlara kapılmadan, barışçı bir anlayışla ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayan Türk toplumunun yanısıra, genel olarak İslam alemini de rencide etmekten, şiddet kültürüyle özdeşleştirmekten çekinmeyen esasen tiraj odaklı, Türkiye karşıtı yaklaşımının açık ve en son bir örneğidir. Türkiye, sağduyu yoksunu ve çarpık zihniyetten beslenen çevrelerin tüm gayretlerine rağmen terörün, aşırıcılığın ve ayrımcılığın her türlüsüyle meşru mücadelesini, hukuk devleti ilkeleri ve uluslararası yükümlülükleriyle uyum içinde kararlılıkla sürdürecek, Türkiye karşıtı çevrelere hakettikleri cevabı her zaman verecek, anayasal düzenini, demokratik kurumlarını ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edecektir. Müttefik ve dostlarımız başta olmak üzere diğer ülkelerde kamuoyu oluşumuna etki eden medya kuruluşları ve çevreleri demokratik dünyanın temellerini oluşturan bu ilkelere riayet etmeye, Avrupa genelinde son dönemde yükselişte olan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve Türkiye karşıtlığı akımlarının da etkisinde kalarak Avrupa kamuoyunun hafızasında olumsuz Türkiye algısını yerleştirmeye yönelik kötü niyetli ve çaresizlik içinde sürekli kendini tekrar eden çabalarına son vermeye çağırıyoruz."
Tatilciler Dönüş Yolunda
KURBAN Bayramı tatiline çıkanlar dönüşe erken geçti. TEM Otoyolu İstanbul istikametinin İzmit kesiminde yoğunluk yaşanırken, trafik yavaş ilerledi.
12 Eylül 36.Yılında Devam Ediyor!
Her türlü demokratik tepkiyi baskı ve zorla sindiren, işkenceyi/devlet terörünü kurumsallaştıran, başta konfederasyonumuz DİSK’in faaliyetlerinin durdurulması ve yöneticilerin yargılanması, üyelerinin zorla başka sendikalara üye yapılması olmak üzere emeği örgütsüz hale getiren 12 Eylül askeri darbesi 36. yılını doldurdu.
12 Eylül askeri darbesini yapanlar yargılanıp cezalandırılamadı. Darbeciler yargılanmadan ve ceza almadan öldüler. Darbecilerin yargılanması bir yana kurdukları rejim bütün kurumları ile ayakta. Yaptıkları Anayasa yürüklükte, yaptıkları yasaların çoğu yürüklükte. Dahası 12 Eylül askeri faşist darbesinin pek çok uygulaması 36 yıl sonra tekrar gündemde.
15 Temmuz 2016’da ülkemiz yeni bir darbe girişimini bertaraf etti. Halk iradesine silahla el koymaya çalışan darbeciler Türkiye tarihinin en kanlı darbe girişimini gerçekleştirdiler ve yüzlerce yurttaşımızı katlettiler. 12 Eylül’ün yıldönümü vesilesiyle 15 Temmuz darbe girişimini bir kere daha lanetliyor ve yaşamını kaybedenleri anıyoruz.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra demokrasi ve hukuk ortak paydasında buluşmak ve darbe hukukuna kökten son vermek mümkün iken maalesef bu yol tercih edilmedi. Bombalanan parlamentonun rolünün artırılması gerekirken, parlamento devre dışı bırakıldı ve ülke Anayasayı askıya alan kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye başlandı. Darbe püskürtüldü ancak demokrasi kazanmadı. Tersine hükümet Anayasayı askıya alarak adeta bir sivil darbeye yöneldi. 2016 yılının 12 Eylül’ü, 15 Temmuz darbesi kadar ülke çapında ilan edilmiş Olağanüstü Hal ve onun aracılığıyla yaşatılan hak ihlalleriyle de anılacak.
Darbe zanlılarının siyasetteki destekçilerine, Cemaati yıllarca el üstünde tutanlara dokunulmazken binlerce kamu görevlisi sudan gerekçelerle işten atıldı ve açığa alındı. Darbeyle ilgisi olmayan binlerce kamu görevlisi işinden oldu. 44 demokrat akademisyen darbe/terör torbasına konularak atıldı. Binlerce ÖYP’li asistan güvencesiz hale getirildi. Darbe/terör torbasına sığması mümkün olmayan yazar ve araştırmacılar tutuklandı. 11 bin öğretmen açığa alındı.
Bu hak ihlallerinin arasına, dün halk iradesinin gasp edilmesi de eklendi. Bir OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesinde yer alan hükme dayanarak 28 belediyeye kayyum atandı. Halk iradesini hiçe sayarak, halk iradesini yok etmeye çalışan darbecilerle mücadele edilemez.
OHAL, darbenin izlerini silmek ve darbecilerle mücadele etmek hedefinden sapmış ve muhalifleri sindirmenin, susturmanın bir aracına dönüşmüştür.
Halk oylamasıyla seçilmiş belediye yönetimlerine kayyum atanması, darbeden başka bir anlama gelmemektedir. Darbe girişimi bahane edilerek adeta darbe hükümleri işletilmektedir. Demokrasilerde hiç kimsenin kendini yargı yerine koyup, hüküm verip, infaz etme hakkı yoktur.
12 Eylül darbesinin 36. yılında 12 Eylülcülerin kendileri mezarda, fikirleri iktidardadır. Parlamentoyu kapatmak da, parlamentoyu bombalamak da, yerel halk iradesi doğrultusunda oluşan belediyelerin yönetimine el koyarak kayyum atamak da, yalnızca darbecilere özgü yöntemlerdir. Darbeyle mücadele darbeci yöntemleri meşru kılmaz.
Bugüne kadar darbelerin ve her türlü dikta girişiminin karşısında demokrasi, sosyal hukuk devleti, emek, barış, ve laiklik talepleriyle çıkan DİSK, OHAL uygulamaları karşısında da bu taleplerle duracaktır!
Hükümeti, darbecilerle mücadeleyi sulandırmamaya, darbecileri adil bir biçimde yargılayarak cezalandıracak koşulları yaratmaya, darbe hukukuna ve OHAL uygulamasına son vermeye, temel hak ve özgürlüklere saygı göstermeye çağırıyoruz.
Kani Beko
Günün Özeti 14 Eylül 2016
Hakkari AKP birinci sıra adayı, silahlı saldırıda öldürüldü
Hakkari'nin Şemdinli ilçesindeki evinin önünde silahlı saldırıya uğrayan müteahhit ve 1 Kasım seçimlerinde AKP'nin Hakkari 1'inci sıra adayı siyasetçi Ahmet Budak ağır yaralandı. Budak hastanede hayatını kaybetti.
Meteoroloji’den 3 il için kuvvetli yağış uyarısı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Rize, Trabzon'un doğusu ve Artvin'in kuzey kesimlerinde kuvvetli yağış beklendiğini duyurdu.
İzmir-Ankara arası yolculuk 4.5 saate iniyor
Başkent Ankara ile İzmir’i birbirine bağlayacak olan ‘İzmir- Ankara Otoyolu’ projesiyle birlikte karayoluyla 8 saati aşan yolculuk süresi 4.5 saate inecek. 8 milyar liraya mal olması beklenen proje ile Uşak, Manisa ve ilçeleri de İzmir’e bağlanacak. 501 kilometrelik otoyolun 243 kilometresi Ege Bölgesi’nde yer alıyor.
Kurban Bayramı bilançosu
Kurban Bayramı tatilinin 5 gününde, yurt genelinde meydana gelen trafik kazalarında toplam 41 kişi öldü, 199 kişi yaralandı.
Hakkari ve Bitlis'te bazı alanlar yasaklandı
Hakkari merkez ve ilçelerindeki bazı alanların, 15 gün süreyle, "Özel güvenlik bölgesi" ilan edildiği bildirildi. Valilik'ten yapılan açıklamada, bölücü terör örgütü PKK ve diğer terör örgütlerinin son zamanlardaki terör ve yıldırma eylemlerinin, kentin sosyal ve ekonomik gelişmesini olumsuz etkilediği belirtildi.
Dev operasyon
Suriye’de terör örgütü IŞİD’in silinmesi için nihai kararlar New York’ta 19-24 Eylül tarihlerinde düzenlenecek BM zirvesinde alınacak. Olası Musul ve Rakka operasyonunun tüm detayları liderler tarafından görüşülecek. ABD, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin operasyona destek vermesi bekleniyor.
195 terörist öldürüldü
Hakkari Çukurca kırsalında yürütülen Şehit Sağ.Üçvş. Mekan Şahin operasyonunda Uzundere Dağbaşı Tepe güney batısındaki Çilekli Tepe'de mağara içinde terörist görüntüsü alınması üzerine yapılan tank ve zırhlı muharebe atışları sonucu ilk verilere göre 7 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi. Bu bölgede etkisiz hale getirilen PKK'lı terörist sayısının 195 olduğu öğrenildi.
Fenerbahçeli o isme FETÖ şoku!
Fenerbahçe malzemecisi Dursun Çetin FETÖ'den gözaltına alındı.
Türkiye’de terör saldırısı uyarısı
Alman Bild gazetesi, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’ne yönelik saldırı tehdidi nedeniyle tüm Alman temsilcilikleri kapatıldığını duyurdu.
Ahmet ve Mehmet Altan'a destek büyüyor
Altan’lara destek mesajı gönderen yazar ve akademisyen sayısı 172 oldu.
Akit Evrensel gazetesini hedef gösterdi
Akit gazetesi, "PKK sözcüsü Evrensel kapatılıyor" başlığıyla yaptığı haberde, Evrensel gazetesini hedef gösterip, gazetenin kapatılmasının gündemde olduğunu öne sürdü.
UEFA'nın Yeni Başkanı belli oldu
12. Olağanüstü UEFA Kongresi'nde 42 oy alan Slovenya Futbol Federasyonu Başkanı Aleksander Ceferin, UEFA'nın yeni başkanı oldu.
Ankara'ya İsrail Modeli Savunma Sistemi
TBMM İdare Âmiri Salim Uslu, başkentte Meclis’i ve önemli kurumları saldırılardan korumak için İsrail’in uyguladığı ‘iron dome’ adı verilen 'demir kubbe' sistemini önerdi.
BASIN AÇIKLAMASI: “İçişleri Bakanı ‘Anayasayı ihlal suçu’ işliyor”
BASIN AÇIKLAMASI
Terör örgütü PKK'ya destek sağladıkları gerekçesiyle kayyum atanan Ağrı'nın Diyadin Belediyesi'nde, kayyum atanan kimi belediyelerde Kürtçe tabelalar kaldırılmıştı.İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kayyum atanan bazı belediyelerde kaldırılan Kürtçe tabelaların tekrar yerine asılacağını söyledi.
İçişleri Bakanı, konuyla ilgili Twitter hesabından videolu açıklamalarda bulundu. "Türkçe gibi Kürtçe de bizim dilimizdir" diyen Bakan Soylu, gerekli talimatları verdiğini ve tabelaların tekrar yerine asılacağını söyledi.
Sn. Bakan "Türkçe gibi Kürtçe de bizim dilimizdir" diyor.. Neresinden bakarsanız bakın bu söylem, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “değiştirilmesi teklif edilemez” maddeleri arasında sayılan 3. Maddesinde “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” hükmüne,
Ayrıca Anayasamızın 14. 26. 42. maddelerine açıkça aykırılık oluşturur.
Gerek Anayasamıza, gerekse Siyasi partiler yasasına göre “ülke ve ulus bütünlüğü”, devletin bölünmezliğinin temel öğeleridir.
Türkiye Cumhuriyeti üniter- ulus-devlettir. Üniter bir devletin tek Resmî Dili olur; kamusal alanda bu dili kullanma zorunluluğu vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda “Ortak Kurucu Unsur” yoktur. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “ulus devlettir” Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram değildir. Mustafa Kemal Atatürk '' Ulus ''u dil, kültür ve ülkü birliği olarak tanımlamıştır.
Diğer yandan Danıştay 8. Dairesi, 2007 yılında 'belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik yolunda karar alan' Diyarbakır'ın DTP'li Sur Beldesi Belediyesinin bu uygulamasını iptal etmekle kalmamış Belediye Başkanının başkanlığını düşürmüş, kararı alan belediye meclisini de feshetmiştir. Danıştay Kararında; "Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde belirlenen ve güvence altına alınan temel ve hak özgürlüklerin kullanımını aşan, bu kuralların amacına ve öngörüsüne aykırı bir niteliğin oluştuğu sonuç ve kanaatine ulaşılmaktadır." Denilmektedir.
Özetle geçmişte ve günümüzde bu uygulamalar ulusumuzu etnik temelde ayrıştırmaktan başka bir işe yaramamıştır/yaramayacaktır.
İçişleri Bakanı Kürtçe tabelaların yerinde kalmasını isterken, Türküye Cumhuriyetinin İkinci bir resmi dili olduğunu kabul ve beyan ediyor. Bunun anlamı dilin, bayrağın, devletin ikileşmesidir. PKK Terör örgütünün de amacı zaten budur. Bu anayasayı devlet gücü kullanarak ihlal etme suçunu oluşturur.
Cumhuriyet savcılarının harekete geçmemelerini beklemek boşuna bir umut ama biz yine de “tarihe not düşmek” adına bu açıklamayı yapma gereği duyduk..
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
ISPARTA ŞUBE BAŞKANI
ISPARTA ŞUBE BAŞKANI
12 Eylül 2016 Pazartesi
Yandaş Medya Saçmalamaya Devam Ediyor
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bugün “aydınlanma eleştirisi” yaptığı yazısında Gülen hareketinin Kemalizm’in çocuğu olduğunu iddia etti.
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bugün “aydınlanma eleştirisi” yaptığı yazısında Gülen hareketinin Kemalizm’in çocuğu olduğunu iddia etti.
Yazısının başında aydınlanma fikrine, laikliğe ve sekülerizme açıktan saldıran Kaplan, “Sonuçta, ilerlemeci tarih tasavvuru nedeniyle, Batılılar, hem kendilerinden önceki medeniyetleri ve tarih tecrübesini küçümsediler ve yok ettiler hem de daha önemlisi de felsefî olarak Tanrı'yı unutan insan, kendini de unuttu. Bura'yı ve şimdi'yi kutsadı.” ifadelerini kullandı.
Yazısında Nietzsche’den alıntılar kullanan Kaplan, postmodernizm hakkında da yorumlarda bulunurken “Postmodernlik, insanı “pornografi”ye hapsetti, çocuksulaştırdı!” dedi.
AKP iktidarının ilk yıllarındaki AKP – Cemaat işbirliğini anımsayamayan Kaplan, AKP eliyle devlet içine yerleştirilen Cemaat kadrolarını, verilen sınav sorularını, “ne istediniz de vermedik” beyanlarını hatırlamayarak “Kemalizm, doğrudan İslam’ı devre dışı bırakmayı hedeflemişti.” “Gülenizm ise, İslam’ı içerden dönüştürme projesi.” ifadelerini kullandı. Kaplan ayrıca Kemalistlerin ‘FETÖ’yü bahane ederek İslam’a saldırdığını iddia etti.
Etiketler:
EditördenGelen,
TürkiyeGündem,
YeniŞafakYazarı,
YusufKaplan
Emniyetten Öcalan Uyarısı
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, tüm birimlerini ‘Abdullah Öcalan'a özgürlük bahanesiyle 6-7 Ekim tarzı eylemlerin yapılabileceği' yönünde uyararak, olası bir durumda her an göreve çıkılacak şekilde hazır olunmasını istedi.
Diyarbakır'da olası bir duruma karşı gece gündüz teyakkuzda olan ve kent genelinde geniş güvenlik önlemleri alan Emniyet Müdürlüğü, tüm birimlerine yeni uyarılarda bulundu.
‘6-7 EKİM TARZI EYLEMLERİN YAPILACAĞI YÖNÜNDE BİLGİLER MEVCUT'
Emniyet, yaptığı uyarıda, sokak eylemlerinin tekrar başlayacağı, noktalara karşı bombalı araç ve roketli saldırı yapılacağı, ayrıca ‘Abdullah Öcalan'a özgürlük bahanesiyle 6-7 Ekim tarzı eylemlerin yapılacağı' yönünde bilgilerin mevcut olduğunu belirtti. Bu konuda personelin bilgilendirilmesini isteyen emniyet, personelin olası saldırılar karşısında her an göreve çıkacak şekilde hazır bulunması ve yaklaşan bayram nedeniyle teyakkuz halinde bulunması talimatını verdi.
Emniyet, Türkiye genelinde tespit edilen çeşitli marka ve modellerde 61 aracın bomba yüklü olduğunun değerlendirildiğini de bildirerek, plaka ve markalarını verdiği araçlara karşı duyarlı olunmasını istedi.
'Cemaatler Kayıt Altına Alınmalı'
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar, kurumun 2012 yılından bu yana Gülen örgütünü mercek altına aldığını, ancak hazırlanan raporun bir türlü açıklanmadığını söyledi. Özafşar’a göre bu tür yapıların bir tehdit unsuru olmaması için atılması gereken adımlar arasında cemaatlerin kayıt altına alınması da var.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen örgütü mensuplarının hem devletten hem de çeşitli alanlardan tasfiyesi ile ilgili çalışmalar, operasyonlar sürüyor. Ancak bir başka alanda tartışılan bir önemli başlık daha var. Bu örgüt uzun yıllar boyunca devlete nasıl yerleşti, “dini bir cemaat olarak tanınan” bu yapı nasıl bu noktaya geldi? Bu konuyla ilgili çalışmalar yapan kuruluşlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Olağanüstü Din Şurası düzenleyen Diyanet, şimdi konuyla ilgili daha somut çalışmalar yapma hazırlığında. Kurum, nasıl bu noktaya gelindiğine ilişkin tespitler de yapıyor. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar’a göre Diyanet, 2012'den bu yana örgütten “herkesten fazla şüphelenmiş” ancak bir takım “kültürel kodlar” nedeniyle bu şüphelerini hep ertelemiş. Bundan sonra bu tür yapıların bir paralel devlet oluşturma girişiminde bulunmaması için ne yapılması gerektiğine dair soruya da yanıt veren Özafşar, aralarında cemaatlerin kayıt altına alınmasının da olduğu hukukî ve toplumsal boşlukların doldurulması gerektiği görüşünde. Dini eğitimin de mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı, “Kayıt dışı yapılar bir gün mutlaka toplumu tehdit eder” dedi.
15 Temmuz öncesinde "FETÖ tanımı" kullanılmaya başlamıştı ama daha öncesinde kullanılan Fethullah Gülen Cemaati tanımı sizin için, Diyanet İşleri Başkanlığı için ne demekti?
Bu cemaatler meselesi Türkiye’de her zaman sorunlu bir alan olmuştur. Cemaatler hep devlet ve toplum tarafından sorunlu olarak görülmüştür. Hep bir istifham işareti vardır ve anlamakta zorlanılan yapılar olmuştur. FETÖ ise başından itibaren hep şüpheyle bakılan ama iyi niyetle, bir takım mazeretlerle şüphelerin ertelendiği bir yapıydı. Ne zaman kendini deşifre edip, cürmü meşhût yapıp ortaya çıktı, o zaman toplumun tamamı hükmünü verdi. Yoksa 40 senelik bir harekettir. Bir defa figürün kendisi sorunlu bir kişi. Aranmış, tutuklanmış, içeride kalmış, kaçmış bir figür. Ama aynı zamanda da ortalıkta bir figür. Bakıyorsunuz mihraplarda, camilerde süreç içerisinde himaye gören bir figür.
Diyanet de mi bugüne kadar şüpheyle yaklaşmış ama hep beklemiş?
Diyanet, bugüne kadar hep sağlıklı dini bilgi açısından baktığı için şüphesi herkesten fazla olmuş. Ama Diyanet’in de kör noktası şu; bir kültürel kodla bakılmış meseleye. Türkiye toplumunun genelinde var olan kültür kodları Diyanet’te de var. Diyanet böyle şüpheleri artıp bunu yakından incelemeye başladığında bir takım sorunlu unsurları, “Bunlar diğer tarikatlerde de cemaatlerde de var. Zaten kültürde de bunlar var” şeklinde değerlendirmiş ve kuşkularını ertelemiş.
Nedir bunlar meselâ?
Mesela rüyalar meselesi. Rüyalar meselesi aslında İslâm’ın açık bilgisi içinde bir delil olamaz. Bunu bütün ilahiyatçılar bilir. Ama bu yapıda rüyalarla hareket edildiği görülmüş. O zaman da denilmiş ki, “Efendim zaten kültürümüzde rüya kültü diye bir şey var.” Yüceltici nitelemeler yapılmış, “Kâinat imamı” gibi. O zaman da denilmiş ki, “Bu kültürün zaten yüceltme özelliği vardır. Tasavvufta, tarikâtte de bunlar var.” Dolayısıyla şüpheler ertelenmiş, ta ki cürmü meşhût yapılıncaya kadar. Yani suç tamamen ortaya çıkana kadar.
Bu ne zaman gerçekleşti sizin açınızdan?
Diyanet, 2012 yılından sonra bu yapıyı ciddi biçimde mercek altına almıştır. Bu yapının dini bilgi açısından sakat noktalarını tespite çalışmıştır. Bununla ilgili kamuoyunu bilgilendirecek açıklamaları olmuştur. Ama bunun dini meşruiyetini sorgulayan bir çalışma sonuçlandırılamamıştır. 2013’ten sonra bir içerik hazırlandı ama kamuoyuna bir rapor vaadi olduğu halde maalesef bu rapor bugüne kadar kamuoyuna sunulamamıştır.
Neden?
Varolan unsurlar “Zaten kültürde de var” denilerek bir suç unsuru olarak veya sapma olarak nitelemeye cesaret edilememiştir.
“Önce paralel dini yapı oluşturdular”
Bu örgütün bu ölçüde ve bu şekilde yapılandığını tahmin edebiliyor muydunuz?
Bu örgüt paralel devlet yapılanması olmadan önce bir paralel dini yapı oluşturmuştu. Önce paralel dini yapılar oluşuyor. Sonra onlar kapitalle ve iktidar güçleriyle buluşuyor, sonra bir takım odaklarla bir araya geliyor ve ortaya bir paralel devlet yapılanması çıkıyor. Bu yapı önce dini bir örgütlenme ile ortaya çıkmıştır. Bu yapının başı olan zat Diyanet’te imam, vaiz olarak görev yapmış. Baktığınız zaman din içerisinden gelmiş, dini bir söylem ile kendisini inşa etmiş, dini vaatlerde bulunmuş insanlara. O bakımdan yapı tamamen dini olarak şekilleniyor. Paralel devlet olması bu dini yapılanma tamamlandıktan sonra başlıyor. Ama bunu toplum neden göremedi? Tabii ki toplumda bunu görmeyi engelleyen bir takım boşluklar var.
Okuduğumuzda bir çoğumuzu şaşırtan bir yapılanma görüyoruz. Askerdeki yapılanma en üst düzeylere kadar çıkmış. Her eğitim düzeyinde insan arasında yaygınlık gösteriyor. Dini bu kadar yanlış yorumladıkları halde nasıl gelişmiş bu mekanizma, bu düzeyde bağlılık? Nasıl bir boşluktan yararlanıp bu noktaya gelebilmişler?
Kanaatimce Cumhuriyet döneminde esas boşluğu doğuran zaafiyet noktası din politikaları konusundaki ciddi belirsizliktir. Bu dönemde biz devlet olarak, partiler, kurumlar olarak, din politikalarını netleştirememişiz. Bu boşluk içerisinde herkes kendisine bir yer bulmuş. Resmi dini yapıların statüleri ve çerçeveleri bir tarafa, Müslüman olsun olmasın, dini sosyal tezahürlerle ilgili hukuki boşluklar olmuş. Bu boşlukların arasından, legal olmayan dini tandanslı örgütler de kendisine zemin bulmuş. Din sosyal, toplumsal bir realite. Dinin farklı yorumları bir organizasyona dönüşüyor, kendiliğinden tüzel bir kişilik kazanıyor ve sosyal bir fenomen oluyor. Bu sosyal fenomeni modern toplum olarak nasıl değerlendireceğiz? Devlet, toplum ve din arasındaki ilişkiyi hangi parametrelere göre kuracağız? Burada ciddi boşluklar var. Ayrıca toplumsal bir boşluk da var.
Toplumda ayrıca bazı hassasiyetler de söz konusu...
Tabii meselâ laisizme geçmişiz ama nasıl uygulanacağı konusunda ciddi açmazlarımız olmuş. Zaman zaman katı uygulamalar olmuş. Bazen iktidarlar gelmiş, uygulamalar gevşetilmiş. Dolayısıyla hukukî tanımsızlık, dine ve dini yapılara ait toplumsal ve hukuki statünün ne olacağı konusundaki boşluk ve bu konuda sürdürülebilir yerleşik bir politika netliğinin olmaması sorun olarak görünüyor. Toplumsal boşluk dediğim şey ise şudur; eğitim düzeyi düşük bir toplumdan söz ediyoruz. Toplumda okuma oranları yükseldi ama genelde toplumumuz geleneksel olarak anadan babadan görme bir inanç müktesebatına sahip. Bilimsel bilgi ile buluşturulamayan bir dini algı var. Dolayısıyla toplumdaki bu kültürel boşluktan yararlanılıyor. Anadolu’nun kendi geçmişine baktığınızda da dini figürlere karşı bir iyi niyet ve safiyet vardır. O zaman insanların aldatılması, ikna edilmesi daha kolay oluyor.
Din eğitimindeki boşluğa daha önce de dikkat çekilmişti. Nedir bu?
Bir defa paralel dini müfredatlar var. Yine Türkiye’de din eğitimi sağlıklı bir şekilde organize edilip toplumun tüm katmanlarına yayılamadığı için buradaki eğitim boşluğundan bir takım istismarcı unsurlar faydalandı. Ortaya paralel dini müfredatlar üzerine inşa edilen paralel dini yapılanmalar çıktı. Diyelim ki bir cemaat, onun bir lideri var. Onun eserleri ve ortaya koyduğu ritüeller var. O eserlerden besleniyor ve bu organizasyon tanımlanmış özel bir dini yapı haline geliyor. Mutlak hakikati de tekeline alıyor. “Bu yapıya mensup ve bu dini bilgiye sahip olduğun zaman en iyi Müslüman sen olursun” diyor.
“İnsanlardaki manevu boşluk doldurulamıyor”
Bu kişinin başka bir alanda çok iyi bir eğitim almış olması buna engel değil galiba...
Hiç önemli değil, çünkü din nazik bir nokta. Bu kişi isterse bir doktor olabilir, isterse bir mühendis olabilir. Bilakis teknik alanda yetkin ama din alanındaki eksikliği fazla olanlarda bu tür cereyanlara kapılmak daha fazla oluyor. Çünkü insandaki manevi boşluk bir biçimde doldurulamıyor.
Neden var bazı insanlarda bu manevi boşluk?
Bu bir anlamda varoluşsal bir mesele. Şekli olarak ibadetlerin yapılması da insana yetmiyor. Daha mütekâmil, daha olgun, daha ileri düzeyde bir şuura sahip olmak istiyor. Dolayısıyla bu defa bir cemaat psikolojisi devreye giriyor. Bilhassa tabii modernleşme sürecinde büyük varoluşsal krizler, sorgulamalar yaşanıyor. Zihni ikiye ayırıyor bu insanlar. Müspet bilimler alanında farklı düşünüyor, dini olarak ise “Bu dindir, sadece beni manevi olarak tatmin etmesi yeterlidir” diyor. Cemaat onu bir halka içine alıyor ve bir aidiyet psikolojisi oluşuyor. Bir müddet sonra orada karizmalar, şahısları yüceltici unsurlar ortaya çıkıyor. İnsanlar birbirini etkilemeye başlıyor. 1990’lar Hizbullah cemaatinin trajik hadiselerinin yaşandığı yıllardır. Hüseyin Velioğlu Türkiye’de tüm kameraların gözleri önünde öldürüldü. Oraya baktığınızda adım adım o noktaya nasıl gelindiğini, oradan hangi cemaatlerin türediğini görüyoruz. Öncelikle çok basit başlıyor. Daha sonra bir örgüte dönüşüyor. Haksızlıklar, hukuksuzlukların, mağduriyetlerin istismarı söz konusu oluyor. Sonra manipülasyonlar yapılarak bir şiddet hareketine dönüşüyor. Aslında Hüseyin Velioğlu denilen zat eğitimli biri, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun. Uzun süre özel dini metinlerden beslenmiş. Ama sonra başka bir şeye dönüşüyor. Burada işte paralel müfredat dediğimiz bilimsel olmayan dini bilgiyle yönlendirilen kimseler bir müddet sonra toplum ile çatışır hale geliyor. Yani biz sağlıklı dini bilgiyi veremediğimiz zaman bunlar oluyor. Çünkü her işin temelinde bilgi yatıyor. Eklektik dini bilgiyle manipüle edilen dini unsurlar yayılmak, güçlenip ele geçirmek istiyor.
Ele geçirilmek istenen de devlet...
Doğru, çünkü devlet Türkiye’deki en büyük kaynak sağlayan yer. Ama sadece devlet değil kamu otoritesini ele geçiriyor aynı zamanda, bir de finans var tabii. Şirketlerin, zenginlerin bir de toplumun yardım duygusunu yanına alıyor. Kamu otoritesi ve finans ile birleşiyor, yanlış dini müfredatla yönlendiriliyor ve kendine has paralel bir dini gövde ortaya çıkıyor.
Şu anda Gülen yapılanmasıyla ilgili yoğun olarak bu tespitler yapılıyor. Ayrıca mensuplarının tespiti ve ayıklanması üzerinde duruluyor. Ancak başka bir yapılanmanın benzer bir tehlike yaratmasının önlenmesi çok konuşulmuyor. Bundan sonrası için ne yapılacağını ne zaman konuşacağız? Diyanet bu konuda ne yapabilir?
Bana kalırsa bundan sonrasını belirleyecek olan bu yapıyı doğuran nedenleri çok sağlıklı biçimde tespit etmektir. Kökenleri çok iyi tespit edilirse, bu boşlukları dolduran adımlar atılabilirse, hukuk devleti olmanın gerekleri yerine getirilip, toplumda tanımlanmamış alan ve unsur bırakılmazsa, hukukun içine alınırsa, bu sosyal organizasyonlar açık ve denetlenebilir hâle getirilirse bir çözüm olabilir. Bu çok önemli. Batı'da nasıl kuruluyor bu ilişki, bu modellere bakmak iyi olur. Bu yapıların tanımsız, kayıt dışı olduğunda çok tehlikeli oldukları görüldü. Kayıt dışı yapılar toplumu bir gün mutlaka tehdit eder. Bunları kayıtlı hâle getirmek lâzım.
O zaman tüm faaliyetlerinin dini kurallara uygun olması da gerekiyor...
Kendilerini açık deklare etmeleri lâzım. “Ben şöyle bir yapıyım, topluma şöyle katkı sağlayacağım” demesi gerekir. Onun dışına çıktığında devletin ilgili birimleri denetlesin. Şu anda bunlar başka yapılar olarak görünüyor. Aslında dini bir yapı ama vakıf olarak görünüyor meselâ.
Bir defa gelecekte Türkiye’nin bu tür yapılarla sorun olarak karşılaşmaması için hukuk içerisinde dini özgürlükler tam bir güvence altına alınmalı. Dolayısıyla şu anda meselâ bu cemaat yapılarının çoğu gizlidir, kamufle olmuştur. Sosyal olarak vardır ama hukuki olarak yoktur. Ortalıkta gezen bir dizi dini figür görürsünüz, bir baskı unsudur bunlar, ama hukukta karşılığını göremezsiniz. Toplumsal varlığı belirlenmemiş bir yapılar manzumesiyle karşı karşıyayız. O zaman bunlarla ilişkinizin nasıl olacağını da belirleyemiyorsunuz. Güçlendiği zaman bir baskı unsuru haline geliyor, din üzerinden bir şiddet üretiyor. Kendi içinde bir dini fanatizm oluşuyor. Güçlendikçe baskı gücünü artırıyor. Paralel dini yapı eğer sıkı bir disiplinle toplum kesimlerini egemenliği altına alabilirse, baskı ve şiddetin tonunu sürekli genişletiyor.
Hukuki anlamda bir düzenleme dediniz, bunun dışında ne yapılması gerekiyor sizce?
Bu yapılar eğer toplum yararına çalışıyorsa kim akredite edecek bunları? Bunu Diyanet yapamaz tek başına. Türkiye’deki dini yapılar sadece İslâm içi yapılardan da ibaret değil. Tüm bunların toplum yararına hizmet ettiklerini, devlet adına, kamu adına bir mekanizmanın akredite etmesi lâzım ki toplumda kendini güvende hissetsin. Bu da bir hukuki düzenleme gerektiriyor. Meselâ bu müfredatlarla, bu hurafelerle yetişen bir zihnin ne olmasını bekliyoruz biz. Dolayısıyla bilimsel bilgi önem arz ediyor. Türkiye İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri ile burada önemli bir adım atmıştır ama bunu daha da güçlendirmek gerekiyor.
Sadece okullarda eğitim verilmesi dinin istismara açık olmaması için yeterli mi?
Okullarda ancak bunun kültür ayağı verilebilir. Ama kamu yararına faaliyet gösterebilecek eğitim alanları da mümkündür. Yeter ki kamu tarafından denetlenebilsin. Gizli, gizemli, akşam 5’ten sonra paralel müfredatı uygulayan yapılar değil. Bunlar, insanlara kendi ideolojisini telkin ediyor. Siz iyi niyetle çocuğunuzu Kur'an-ı Kerim öğrensin diye gönderiyorsunuz, çocuk orada başka ideolojik şeyler öğreniyor. Bir de işin medya ayağı var. Burada da boşluklar var. Medya üzerinden toplumun dini bilgisi manipule edilebiliyor, yeni dini karizmalar ortaya çıkabiliyor. Böylece toplumu enforme eden tüm kanallar kendi haline bırakılmış gibi bir durum var. RTÜK dışında hiç bir içerik, yetkinlik denetimi yok. Bu yapının kaç tane medya organı vardı. Hepsi kapatıldı. Yıllarca inanılmaz bir şekilde toplumu bombardımana tuttular.
“Boşluklar doldurulmadıkça başarılı olunamaz”
Tüm bu adımlar atıldığında başka cemaatlerin hem Gülen yapılanmasının darbe girişimi gibi bir adım atmasının önlenmesi, hem İslâm dinine ilişkin doğru olmadığını söylediğiniz inanış ve yaşam biçimlerini yaygınlaştırması engellenebilir mi?
Ne kadar kayıt alınırsa alınsın dini alan istismara açık bir alandır. Türkiye’de mutlaka yapılması gerekenlerden birisi bilim ve düşünce özgürlüğünün teminat altına alınmasıdır. Siyasilerin güvencesinden önce bilim insanlarının, düşünen insanların ve düşüncelerinin teminat altına alınması lâzım. Politikaya girmedikçe veya şahıs hakkına tecavüz etmedikçe düşünce teminat altına alınmalı. Siz düşünceyi ama özellikle de inanç özgürlüğünü teminat altına almazsanız istismara açık alan bırakmış olursunuz. Bu İslâm içi tüm yorumlar için geçerlidir. Engizisyon zihniyetine alan bırakılmaması gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da takviye edilmesi gerekiyor. Mevcut haliyle Diyanet bu kabil yapıların zararlarını, tehditlerini önleyebilecek durumda değildir. Bu boşluklar doldurulmadığı sürece Diyanet veya başka bir yapının bu unsurlarla mücadelesi başarılı olamayacaktır.
Bu tür büyük tehditler olabilir mi?
Bu kadar büyük olması uluslararası etkin organizasyonlara bağlı. Ama bu kadar büyük olması da gerekmiyor. Hizbullah yapısı ile bu yapının ilişkisi neydi meselâ? Türkiye çok çabuk unutan bir toplumsal hafızaya sahip. 90’lı yıllarda, 80’li yıllarda öyle hadiseler var ki, bugün yaşadığımız olayların provası gibi. Bugün dini, toplumsal o kadar iç içe geçmiş sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız ki tüm bunların üstesinden gelebilmek bir toplumsal dayanışmaya, güvene dayanıyor. Hepsinden önemlisi de çağdaş değerleri, Cumhuriyet'in kazanımlarını güçlendirmeyi gerektiriyor. Hukuk devleti ilkelerini ve demokratik devlet ilkelerini geliştirmeyi, eğitime ve bilime yatırım yapmayı gerektiriyor. Bilimsel bilginin her durumda ve şartta esas olarak benimsenmesi gerekiyor.
Başka Vatanımız Başka Milletimiz Yok
TBB Başkanı Feyzioğlu: Başka vatanımız, devletimiz yok. El birliğiyle adaleti tarafsız, bağımsız, adil, adalet dağıtabilen, güven veren, şeffaf ve hesap vermeye hazır hale getirmeliyiz
Türkiye Barolar Birliği(TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, "Başka vatanımız, devletimiz yok. Bu sebeple el birliğiyle adaleti tarafsız, bağımsız, adil, adalet dağıtabilen, güven veren, şeffaf ve hesap vermeye hazır hale getirmeliyiz." dedi. Silahlı kuvvetler içerisindeki açığın giderilmesi için gösterilen çalışmanın aynısının yargının içindeki eksiği gidermek için de gösterilmesi gerektiğini dile getiren Feyzioğlu, şöyle konuştu: "Türkiye'nin F-16 pilotu açığı neyse hakim savcı konusundaki açığı da odur. 100 bin kişilik avukat ordusu bu yolda hazırdır. 20-30 yıllık meslektaşlarımız da 5-10 yıllık meslektaşlarımız da çok kısa bir intibak süreci hatta hiçbir eğitime, staja ihtiyaç duymaksızın en alasından hakimlik ve savcılık yapmaya elbette yeterlidir."
Feyzioğlu, 15 Temmuz sonrası yaşanan hakim ve savcı açığının giderilmesi için tecrübeli avukatların seçilmesi çağrısında bulunarak , "Hem de böylece hak savunmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmiş olan bir meslek grubu, hak dağıtan pozisyonuna geçtiğinde çok daha verimli ve tatmin edici sonuçlar alındığı görülecektir." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin çok büyük sorunları olduğunu kaydeden Feyzioğlu, "Türkiye'deki 79 milyon insanı bir arada tutmanın yolu herkesi adalet paydasında buluşturmaktır." dedi.
Feyzioğlu, herkesin aynı şekilde düşünmek zorunda olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Başka vatanımız, devletimiz yok. Bu sebeple el birliğiyle adaleti tarafsız, bağımsız, adil, adalet dağıtabilen, güven veren, şeffaf ve hesap vermeye hazır hale getirmeliyiz. 15 Temmuz zihniyetinin bize sağladığı diyalog ortamı işte bu asli amaca yönelmek zorundadır."
11 Eylül 2016 Pazar
Cerablus ve Özgür Suriye Ordusu! Ya 'Kandırılıyorsak'...
5 yıldır bir görünüp bir kaybolan ve içinde her ülkeden paralı askerlerin bulunduğu birlikler Irak’ı, Somali’yi, Libya’yı, Yemen’i Lübnan’ı, Suriye’yi kana bulamıştır. Blackwaters ya da Xe ya da yeni adıyla Academi adlı CIA uzantılı ‘terör şirketleri’ Afrika’dan Asya’ya topladıkları gençleri her ülkede kullanmaktadır..Bu şirket’lerin İntihar bombacısı çocuklardan, ‘Diktatörü devirme’ oyunu oynayan sosyal medya trollerine, ve sahada bilfiil ağır silahlarla katliam yapan gruplara kadar kendilerine bağlı ‘çalışanları’ vardır..
2011 ortasından itibaren Suriye’de ortaya çıkan onlarca terör örgütünden biridir ÖSO. Özgür Suriye Ordusu. Önce İngilizce web sitesiyle kendini dünyaya duyurdu.. Free Syrian Army.
Birileri ona ‘ılımlı muhalif’ adını verdi.. ‘Ilımlı muhalifler’ Halep şehir merkezinde okulların olduğu bölgede 2 ton bomba patlatarak ne kadar ılımlı olduklarını göstermişlerdi.
2011 Temmuzunda Esad’ı devirme amacıyla ortaya çıkan ve İslam’ı kullanarak reklamını yapan onlarca grup arasında ilk olarak adını duyuran silahlı gruptu ÖSO. İnternette kısa bir araştırma meraklısına yüzlerce haber bilgi belge sunacaktır.
ABD, Fransa, İngiltere, Ürdün, İsrail ve Türkiye’ tarafından desteklendiğine ilişkin belge ve bilgiler basında çokça yeralmıştır.
Katar hükümetinin örgütü palazlandırmak için Suriye’nin elçilerine rüşvet teklif ettiği belgelenmiştir.. Wikileaks belgelerine göre, Özgür Suriye Ordusu İsrail gizli servisleriyle eşgüdümlüdür.
ABD hükümeti 2012 itibariyle Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhalif güçlere askeri destek verme kararını açıklamıştır. (http://www.reuters.com/…/us-usa-syria-obama-order-idUSBRE87…)
Türk ve dış basında Özgür Suriye Ordusu’na katılmak isteyenler Türkiye’nin Adana ilindeki gizli bir askeri kampta silahlı eğitimden geçirildiklerine ilişkin haberler yayılmıştır.
13 Ağustos 2012 tarihinde İstanbul’a gelerek temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ziyaretinin ardından Özgür Suriye Ordusu’na ağır silahların verilmesine karar verilmiştir Çatışmalarda yaralanan Özgür Suriye Ordusu mensupları Türkiye, Ürdün, Katar gibi ABD müttefiği ülkelerde tedavi edilmiş, sınır geçişleri yapmışlardır.
2014’de ÖSO YPG (PKK) ile Kobani’de IŞİD’e karşı ittifak kararı almıştır. Ne ilginçtir ki bu haberi veren onlarca web sitesinden ittifak haberleri silinivermiştir. (http://sondakikahaberler101.blogspot.com.tr/2014/10/pesmerge-ve-oso-ypg-komutasnda-savasacak.html).
Daha sonra iki grup arasında Halep ve Azez’de çatışmalar başlamıştır.. Tüm terör örgütleri arasında geçişkenlik vardır.. Kadroların geçişkenliği IŞİD ile ÖSO arasında da ÖSO YPG arasında da diğerleri arasında da mevcuttur.
Özgür Suriye Ordusu, Ahraruş Şam, Ceyşul İslam ve El Nusra Cephesi ile zaman zaman birlikte zaman zaman çatışma halindedir. 5. Kuruluş yıldönümünde 28 temmuzda birleşip yeni bir ad almışlardır: ŞAM’ın fethi cephesi.
Savaş ortamında tüm bu grupların kimin nesi kimin fesi kimin eli kimin cebinde kimin karnı kime bağlı olduğu soru işaretidir.
İngiliz İndependent gazetesinin 40 senedir Ortadoğu muhabirliğini yapan ‘istihbaratı kuvvetli’ Robert Fisk 2015’de ÖSO’nun parçalandığını ve bir kısmının Nusra’ya bir kısmının IŞİD’e katıldığını açıklamıştır.
Rus Dışişleri bakanı Lavrov ÖSO hakkında hiçbir bilgiye erişilemediğini ‘devamlı şekil değiştiren hayalet bir grup olduklarını’ söylemiştir.
ABD Dışişleri, 2014’de gazetecilerin ‘Neden ÖSO’yu eğitip donatma projesi suya düştü?’ sorusuna ‘Eğitim programı şimdilik bırakıldı ama şu an Suriye’de olan ve IŞİD’le savaşan gruplara lojistik destek sürüyor’ şeklinde cevap vermiştir.
Yani durum ‘çok akışkan ve çok geçişken’dir.. Savunma bakanı Ashton Carter Kongredeki ifadesinde , ‘direnişçi grupların kim olduklarını tespit etmenin hayli güç olduğunu , bunların verilen silahları IŞİD’e yönlendirmeyecekleri konusunda bir garantileri olmadığını’ söylemiştir.
Küresel odakların komuta merkezi CFR Dış İlişkiler konseyi yayın organı Foreign Policy’de dizi dizi yazılar yayınlanmakta ‘ Türklerin ABD destekli ÖSO ile hareketi ilerleyen zamanlarda kürtlerle Türkiyenin arasındaki tansiyonu azaltacaktır’ youmu yapılmaktadır…http://foreignpolicy.com/…/why-turkey-finally-went-to-war-…/
ÖSO Suriye’de bu kan denizini yaratan ‘üst akıl’ merkezleri tarafından kullanılan bir örgüt ise, Türkiye bu örgüt ile Cerablus’da bir oyunun içine çekilmeye çalışılıyor olabilir mi?
Cerablus’da pirince giderken Gaziantep’deki Kilis’deki Nizip’deki Birecik’deki Diyarbakır’daki bulgurdan olabilir miyiz.. Ya kandırılıyorsak?! Ya Irak’da olduğu gibi ‘kürt devleti’nin ikinci parçası için de ‘ebelik’ görevi Türkiye’ye tevdii edildiyse?! Düşünmesi bile ürpertici!
Banu AVAR
Sinop Üniversitesinden Evlere Şenlik Uygulamalar
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, Sinop ziyaretinde kendisiyle fotoğraf çektiren öğretim üyesiyle ilgili Sinop Üniversitesi inceleme başlattı. Yapılan bu uygulamanın ardından bir açıklama yapan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk “Bu uygulama bir üniversiteye yakışmamaktadır, bu komedi bir başka bakış açısı ile, esasen Sinop Üniversitesinin ciddiyetine de gölge düşürmektedir.Şehrine misafir olarak gelmiş insanların elini sıkmak, ne zamandan beri suç olarak görülmektedir.Yazıklar olsun.” dedi.
Koncuk şunları kaydetti:
"Sinop Üniversitesinde traji komik olaylar yaşanıyor.TBB Başkan'ı Metin Feyzioğlu Sinop sokaklarında gezerken, yolda tokalaştığı, akademisyene Sinop Üniversitesi Rektörlüğü tarafından inceleme başlatılmış.
Aynı zamanda Türk Eğitim Sen üyesi olan, Yrd Doç Dr Süha Oğuz Baytimur'a yapılan bu uygulama bir üniversiteye yakışmamaktadır, bu komedi bir başka bakış açısı ile, esasen Sinop Üniversitesinin ciddiyetine de gölge düşürmektedir.Şehrine misafir olarak gelmiş insanların elini sıkmak, ne zamandan beri suç olarak görülmektedir.Yazıklar olsun.
Türk Eğitim Sen olarak, üniversite rektörünü kınıyoruz, bundan sonraki süreçte Sinop üniversitesini çok yakından takip edecek, oluşturacağımız raporu ilgili makamlara ulaştıracağız.Rektör de olsa, hiç kimse OHAL'i şahsi duygu ve düşünceleri doğrultusunda istismar edemez, herkes yaptığı hukuk ihlallerinin hesabını mutlaka verecektir."
TBB Başkan'ı Metin Feyzioğlu'nun açıklaması aşağıdadır.
"Fotoğraf çektirdiğimiz şahıs, bugün görsem bilmem ama ilk fırsatta tanışacağım. Bu kişi, Sinop Üniversitesinde akademisyenmiş. Sinop Üniversitesi Rektörlüğü, kendisine yönelik bir inceleme başlatmış. Bu incelemede şunu soruyor. 'Metin Feyzioğlu ile gizli kapılar ardında gerçekleştirdiğiniz görüşmelerde halkın huzurunu bozmaya yönelik kararlar alındığı iddia ve ihbar edilmektedir. Bu iddia ve ihbara OHAL kapsamındaki tedbirlere ilişkin tedbir uygulanması ihtimali bulunduğundan cevap veriniz.' Yani 'Sen ikna edici bir cevap vermezsen, meslekten ihraç ederim.' diyor Sinop Üniversitesi. İşte 'At izini, it izine karıştıran' ve görevi kötüye kullanan ibretlik bir uygulama size."
Üniversitenin savunmasını istediği Yrd. Doç. Dr. Suha Oğuz Baytimur'a yönelik işlem yapanların, FETÖ'nün Türkiye'ye verdiği zararın devamını arzulayanlar olduğunu savunan Feyzioğlu, "Ben buradan ihbar ediyorum. Öğleden sonra nöbetçi savcılığa suç duyurusunda bulunacağız. Bu akademisyen hakkında benimle el sıkışıp konuştuğu için KHK kapsamında inceleme başlatan Sinop Üniversitesi yetkilileri, her kimse ibretialem için hesap verecek. İddia ediyorum. Bu kişiler, ya FETÖ'cüdür ya da FETÖ adlı hain terör örgütüne bu soruşturmaları sulandırarak, gayriciddi hale getirerek yardım etmek isteyen iş birlikçilerdir veya aynı sonuca gelmek üzere ne yaptığını bilmeyen aymazlardır." değerlendirmesinde bulundu."
Görevlerine Son Verilen Tüm Çalışanlara İtiraz Hakkı Verilmelidir
Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı.
“Çıkarılan son KHK ile 50 binin üzerinde kamu personelinin görevine son verildi” diyen Canikli, “Şu ana kadar 'ben FETÖ mensubu değilim, yanlış işlem yapıldı' diyerek bize gelenlerin oranı yüzde 1'in bile altında. Bunlardan itirazları değerlendirilip haklı bulunanların oranı şu an itibarıyla yüzde 3-5 arasında bile değil. Bu, yaptığımız işin isabet oranının yüksek olduğunu gösteriyor." dedi.
Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin açıklamalarını değerlendiren Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, yapılan işlemlerin ardından 50 bin kamu çalışanının hepsinin itiraz hakkı olmadığını belirtti. Koncuk, “Canikli’nin açıklamasından hareketle, 'Ben FETÖ mensubu değilim, yanlış işlem yapıldı' diyenlerin oranının yüzde 1’in altında kalmasının nedeni bu hakkın sadece Hakim ve Savcılara verilmiş olmasıdır. Şayet bütün görevden ihraç edilenlere itiraz hakkı verilseydi bu oran çok daha yüksek olurdu” dedi.
Genel Başkan İsmail Koncuk değerlendirmesinde;
“Başbakan Yardımcısı sayın Nurettin Canikli, Bakanlar Kurulu esnasında gazetecilere verdiği demeçte, son KHK ile 50 binin üzerinde personelin görevine son verildiğini, bugüne kadar ise “Yanlış işlem yapıldı” diyerek itiraz edenlerin oranının yüzde 1’in altında olduğunu, bunun da yapılan işlemin ne kadar doğru ve isabetli olduğunu gösterdiğini belirtmiştir.
Sayın Canikli’nin açıklamalarına bakıldığında görevine son verilen tüm personelin FETÖ’cülüğü kabul ettiği ve itiraz etmeye bile gerek görmediği gibi bir izlenim ortaya çıkmaktadır. Ancak burada bir nokta gözlerden kaçmakta ve bilgi eksikliği doğmaktadır.
673 sayılı KHK’nin 10. Maddesi ile 667 sayılı KHK’nın 3. Maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümlede meslekten çıkarma kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabileceği belirtilmiş ise de; 667 sayılı KHK’nın 3. Maddesi sadece yargı mensuplarını ilgilendirmektedir. Kamuoyunda, bahsi geçen madde hükmüyle tüm görevden alınma işlemlerine karşı itiraz yolunun getirildiğine dair yanlış bir algı oluşmaktadır.
Son KHK ile 50 binin üzerinde görevine son verilen personelden itiraz hakkı olanlar sadece yüksek yargı mensupları, Hakim ve Savcılardır. Diğer personelin ise itiraz hakkı bulunmamaktadır. Doğal olarak Hakim ve Savcıların dışında “Yanlış işlem yapıldı” diyerek itiraz hakkı olmayan çalışanların başvuru yapamaması nedeniyle oran yüzde 1’in altında kalmıştır. Şayet 50 bin çalışanın hepsinin itiraz hakkı olsa idi bu oranın çok daha yüksek olacağı kesindi.
Bu noktada sayın Cumhurbaşkanının önceki gün, “At izi it izine karıştı” söylemini çok önemsiyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak sürekli olarak bunu ifade ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Hukuku hiçe sayanlara ve iftiracılara sayın Cumhurbaşkanının bu sözlerini dikkatle okumalarını öneriyoruz.
Tek arzumuz, Hukuk içerisinde kalınsın, kurunun yanında yaş da yanmasın. Gayretimiz adalet, hukuk ve insanı korumak adınadır. Bir kesime itiraz hakkı tanıyıp diğer bir kesime bu hakkı tanımamak hukukla bağdaşmamaktadır. Unutulmamalıdır ki, ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Bundan sonraki süreçte, görevine son verilenler üzerinde yapılacak çalışmalarda çok hassas ve titiz davranılmalı, ilgililere itiraz hakkı tanınmalıdır. Suçsuz, günahsız insanlar tespit edilerek her biri yeniden görevlerine iade edilmelidir” dedi.
Etiketler:
İsmailKoncuk,
NurettinCanikli,
TürkiyeGündem
Bundan Sonra Sendikal ve Siyasi Ayrımcılık Yapan Alçak Oğlu Alçaktır!
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk gündemdeki önemli gelişmeleri Kanal B’de yayınlanan “Güncel” programına değerlendirdi.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında başlatılan FETÖ soruşturması kapsamında görevden alınan memurların durumuna dikkat çeken Genel Başkan Koncuk, Cumhurbaşkanı’nın “memurları atma yarışına girmeyin, adil olun” uyarısını hatırlatarak şunları söyledi:
“Ülkemiz, 15 Temmuz itibariyle direkten döndü. Alçakça bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Bunun yarattığı travma ve etkileri hala devam ediyor. Hükmet de bu darbeye dayanarak olağanüstü hal ilan etti.. Bu kapsamda da yapılan soruşturmalar neticesinde, kamuda açığa alınmalar ve meslekten atılmalar devam ediyor.
Darbe girişimi sonrasında Hükümetin, bir infialle olayları sağlıklı değerlendirememesi sonucunda, olması gerekenden daha sert ve radikal adımlar atmasını ilk başta anlayabiliriz. Hükümetin bu tedbirleri dikkatle, hukuk ölçülerini terk etmeden, insan hakları temelinde yapmasını uygun buluyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak soruşturmaların böyle yapılması gerektiğini her yerde ifade ettik. Ancak, geldiğimiz süreç, yaşadığımız sürecin biraz daha yumuşatılmak zorunda kalındığını gösteriyor. Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın açıklaması, bundan sonraki süreçte biraz daha aklıselimle ve adaletle yaklaşım sergileneceğini düşündürüyor.
Hain darbe girişimi sonrasında hükümet kaynaklı, FETÖ terör örgütüne karşı sert açıklamalar yapıldı. Bundan dolayı da istihbarata dayalı mevcut listelerden açığa alınmalar yapıldı. Benzeri olaylar devam ediyor. Biz zaten en başından beri hep sükûnet ve sağduyulu hareket edilmesini istedik. Her zaman “At izi it izine karışmasın” dedik. Kurunun yanında yaşın da yanmaması gerektiğini ifade ettik. Ama maalesef karıştı. Hukuku temel aldığımızda TCK’da yer almadığı halde, birçok suçtan dolayı çalışanlar açığa alındı.
Bazı Valiler tarafından da bu dönemde ilginç uygulamalar yapıldı. Biz bunların da takipçisiyiz. Aklıselimi kaybetmiş uygulamalar devam ederse, gerekli raporları belgelerle birlikte ilgili mercilere göndereceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı dahi yapılan soruşturma sonuçlarından rahatsızlık duyduğu için ikaz etmek zorunda kaldı. FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan insanların dramı Cumhurbaşkanına ulaşıyor ki, kendisi bu açıklamayı yapmak zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın da açıklamaları önemli bir dönemece girdiğimizi gösterir. Bundan sonra, Valiliklerde kriz merkezleri oluşturmaları ve 50 binin üzerinde yapılan açığa alınmaların yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bugünlerde mağduriyet yaşayan ve sendika üyesi olan olmayan herkes yanımıza geliyor ve durumlarını anlatıyorlar. Biz de kendilerini dinliyoruz. İlgili mercileri bilgilendirerek yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Bir kez daha belirtmek gerekir ki, gerek MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hukuk içerisinde kalınması konusundaki ısrarlı vurgusu, gerek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adil olunması konusundaki sağduyulu açıklamaları önemlidir. Başından beri yaptığımız, hukuka bağlı kalınarak, adil bir sorgulama çerçevesinde hareket edilmesi konusundaki açıklamalarımız da ortadadır. Bu gayretler neticesinde aklı selime dayalı uygulamaların harekete geçeceğini ümit ediyoruz.”
KONCUK: MAĞDURİYET YAŞAYAN MEMURLARIMIZ VALİLİKLERE, BAŞBAKANLIK’A VE BAĞLI BULUNDUĞU BAKANLIKLARIN İLGİLİ BÖLÜMÜNE DİLEKÇE VEREBİLİR
Yaşanan soruşturmalar sonucunda haksız yere görevden alınan memurlarımızı uyaran Genel Başkan, yetkilileri sağduyulu davranmaları konusunda ikazda bulundu. Art niyetli davranarak durumdan istifade etmeye çalışan bürokratların peşinde olduklarını da belirten Koncuk:
“Yapılması gerekenler bellidir. Valilikler bünyesinde kriz masası oluşturulmalı. Bu kriz masasına haksızlığa uğrayıp meslekten atılanlar başvuruda bulunmalıdır. Bütün kamu çalışanlarına şunu tavsiye ediyorum; Valiliklere durumların anlatan dilekçe versinler. Bu dilekçeden Başbakanlığa ve bağlı bulundukları Bakanlıkların ilgili bölümlerine iletsinler. Durumlarının yeniden değerlendirilmesini ve mesleklerine yeniden dönmeyi talep edebilirler.
O kadar lüzumsuz meslekten atılmalar oldu ki. Yıllardır tanıdığım insanlar var. Kendisine uygun olduğunu düşündüğü için Bank Asya’ya sadece 500 lira yatırmış. Bundan dolayı da açığa almışlar. Hikayelerini dinlediğim zaman tüylerim diken diken oluyor. Öyle şeyler var ki, mesela bir sendika üyesi olduğu için açığa alınanlar da var. Kamu çalışanlarının bir kısmının sendika üyeliği hatıra dayalı olabilir. Niğde’ de Türk Eğitim Sen üyesi bir arkadaşımızın, aidatının üye olmadığı halde, bir başka sendikaya kesildiğini öğrendim. Başkaları evrak düzenleme programı üzerinden aidatlarının başka bir sendikaya üye olarak göstermiş. Bundan dolayı açığa alınmış. Bir insanı bir şeyle suçluyorsunuz ama önce bir sorun, soruşturun. Örgüt elemanlarının kullandığı yazılım programı varmış. Benim yanıma gelenlerden bazıları da bu programa girmekten dolayı meslekten atıldılar. O kişiler bunun adını bile bilmiyor, ama programı kullanmaktan suçlanıyor. Bütün bunları değerlendirmeden, insanlara sormadan, bu programa girmiş diye atarsanız doğru sonuca ulaşamazsınız.
657 sayılı kanuna bağlı olanların soruşturmalarını bu şekilde doğru yapamazsınız. Bütün o insanları terörist olarak değerlendirmek doğru değildir. Hukuk içerisinde çözüm bulmamız lazım.
Türkiye Kamu-Sen’in FETÖ ile yakından uzaktan alakası yoktur. Koyun koyuna yatan sendikaları biliyorum. Ama bizim ilgimiz alakamız yoktur. Aynı ortamda nefes bile almamışızdır. Ben bunu rahatlıkla ifade edebiliyorum. Hukuk içerisinde kalalım. Gerçekten militan kadroyu bulmak istiyorsanız bunun yolu bellidir. Milletimizin bir özelliği vardır. Derinlenmesine araştırmadan Allah diyenlerin peşinden koşarız. Dolayısıyla böyle bir durum var iken, bunları da bilerek hareket etmek lazım. Milletimizin yapısal özelliği dikkate alınarak değerlendirme yapılsaydı, bugün daha rahat olurduk. Haksızlıkları da yaşamazdık.
Milletimizin yaşanan olayların siyasi gelişmelerle ilgili olduğunu düşünmek de yanlıştır. 17-25 Aralıktan sonra hükümetle bu cemaat arasındaki gerginliği takip etmeyenler de var. Bundan dolayı kendisine yakın olan banka diye Bank Asya’ya gidebiliyor. Bütün bunları suç olarak görmek doğruya sevk etmez bizi. Bunların militan kadrosu varsa üst düzey çalışanları tespit edilebilirdi. Allah dedi diye bir adamın peşinden yanlış olarak gidilebilir. Hala böyle şeyler yaşıyoruz. İnsanlarımızın yapısı böyle. Muhafazakar bir milletiz. Allah dostu diye düşündüğümüz insanların peşinden gidebiliriz. O milletin özelliklerini hataya müsait bu özelliklerin değerlendirerek bir şeyler yapılsaydı şu anda bunları konuşmazdık.
Neler yaşanırsa yaşansın, doğru yola girmek için geç değil. Cumhurbaşkanının valilere uyarısını çok önemli buluyorum. 50 bin üzerinde atılan memurun yeniden geriye dönmesi için yol açabileceğini düşünüyorum.
Yaşananları siyasi operasyon olarak değerlendiren de çıkacaktır. Ya da sendikal operasyon olarak değerlendiren de çıkabilir. Bu yapılanlar bir siyasi operasyon değildir. Herhangi bir siyasi yapıya yönelik değildir. Ya da herhangi bir sendikal yapıya yönelik değildir. Bunu yaşadığımız olaylardan biliyorum. Bazı iftiralara uğrayarak açığa alınanlar da vardır.
Biz yakından takip ediyoruz. OHAL yasasını fırsata çevirmek isteyen kim olursa olsun, bize bunlarla ilgili bilgi gelirse, art niyetli davranan fırsatçılar kim olursa olsun ne gerekiyorsa yapacağız. OHAL kimseye suçsuz insanları meslekten atma yetkisi veremez. Bunun hesabı mutlaka sorulur. Bunları unutacak değiliz. OHAL bittiği zaman bunları mutlaka takip edeceğiz. Tespitleri yapıyoruz idari ve adli yollara başvuracağız “ dedi.
KONCUK: ÇALIŞMA HAYATINI SICAK GÜNLER BEKLİYOR
Bu süreçte mağduriyet yaşayan çalışanların hukuk bürolarımız vasıtasıyla yanlarında olduklarını vurgulayan Koncuk, şunları kaydetti:
“Yaşadığımız süreçte sendikalı olmanın ne kadar önemli olduğunu da gördük. Haksızlığa uğrayanlara kapımızı açıyoruz. Bir insanın meslekten atılması bizi sevindirmez. Farklı sendikadan dahi olsa bir insanın aç kalması bizi üzer. Türkiye Kamu –Sen olarak, hukuk bürolarımız ile mağduriyet yaşayan insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Sendikasızlaşma insanları ancak sahipsizliğe sürükler. Bütün memurlara ve arkadaşlarıma bu gerçeğin farkında olmaları gerektiğini söylüyorum. Tabi ki bazı öngörüsüz insanlar bu olayları sendikalı olmaktan kaynaklı olarak anlatmaya çalışabilir. Bunlara itibar edilmemelidir. Bu tür öngörüsüz insanlar her zaman olacaktır.
50 bin üzerinde meslekten atılan kamu çalışanı arkadaşımız var. PKK ile bağlantısı iddia edildiği için 11 bin 500 öğretmen olmak üzere kamuda 60 bin açık var. Dolaysıyla kamuda ciddi personel açığı doğdu. 39 bin öğretmen atıldı. Emekli dilekçesi verenler de oldu. Bu problemin de çözülmesi gerekir. Hala emeklilik işlemleri yapılmayan memur arkadaş maaş dahi alamadı. Hükümetin hızlandırıcı çalışmalar yapması lazım. Kamuda ciddi bir ihtiyaç vardır. 15 bin öğretmen alınacak. 35 bin öğretmen eksiği ile başlayacağız. Geçen yıl 75 bin ücretli öğretmen vardı. 110 bin öğretmen ihtiyacının olduğu nettir. Gönül bu arkadaşlarımızın bir an önce suçsuzluklarının tespit edilip göreve başlamasını arzu ediyor. Zaten kamunun eleman eksikliği vardı. Dolaysıyla bunların yerine demek doğru olmaz. Ama yeni eleman alımı konusunda da daha hızlı hareket etmek gerekiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu oldu. Toplu İş Sözleşmesi kararlarının uygulanması için bayramdan sonra kendisiyle görüşeceğiz. Yeni bir başlangıç yaparak, daha önceki Bakan’a izah ettiğimiz konuları gündeme getireceğiz. Bu kararların önemini anlatacağız. Bilhassa 4/C ve 4/B’lilerin kadroya alınması, KİT’lerdeki temel ücret gruplarının yeniden düzenlenmesi, üniversiteli işçilerin kadroya alınması hususunda alınan kararların uygulanmasını isteyeceğiz. Önümüzde yeni personel rejimi çalışması da var. Performans değerlendirilmesi ile ilgili rapor hazırlayarak Devlet Personel Başkanlığı’na gönderdik. Sıcak günler kapımızda, sendikal sorumluğumuzu unutmadan bunları teker teker gerçekleşmesi için gündeme getireceğiz.”
KONCUK: ÖZÜR GRUBU TAYİNLERİ İÇİN MEB BAKANI İSMET YILMAZ’A TEŞEKKÜR EDİYORUZ
İl içi tayin isteyen öğretmenlerin mağduriyetine de dikkat çeken Koncuk;
“MEB’de illerarası özür grubu tayinleri gerçekleştirildi. Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz. MEB gerçekten iyi çalıştı, bilhassa İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü ciddi bir gayret sarfetti.
Öte yandan 2. il dışı için tayin talepleri alındı. Bilhassa mahrumiyet bölgelerinde 8-10 yıl çalışan, adeta kürek mahkûmu haline gelen öğretmenlerimiz var. Bu insanlar zorunlu çalışma sürelerini tamamlamış olmalarına rağmen tayin talepleri gerçekleşmiyor. Dolayısıyla 2. il dışı tayinlerinin yapılması için büyük gayret sarfettik, Bakanlık da bunu makul bir talep olarak gördü. Yeterli kontenjan açılmadı ama 2. il dışı tayinler yapılacak.
Ancak il içi tayin isteyen öğretmenlerimizin mağduriyeti devam etmektedir. Örneğin; Antalya’nın Gazipaşa ilçesi ile Kaş ilçesi arasında 400 kilometre mesafe vardır. Bu mesafe iki il arasındaki mesafe kadardır. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın tayin talepleri yerine getirilmelidir. Bu arkadaşlarımız için kilometre ya da yıl sınırlaması getirilebilirdi. Mesela 2 yıl eşinden ayrı çalışmış ise bunlara öncelik verilerek ilçe emri uygulaması yapılabilirdi ama MEB’e henüz kabul ettiremedik.
Alan değişikliği talebi var. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili Bakanlık yetkilileri ile de görüştüm; bu talebi yerine getirmelerini istedim. Ama kararı MEB verecek. Biz Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak tekliflerimizi sürekli gündeme getiriyoruz. İnşallah sıkıntılar zaman içinde çözülecektir” dedi.
KONCUK: SENDİKA AYRIMI YAPAN BUNDAN SONRA ALÇAK OĞLU ALÇAKTIR
Sendikal ayrım yapan kim olursa olsun hain olarak nitelendireceklerini belirten Genel Başkan, Konfederasyon olarak çalışanları için doğru olanı yapmaya devam edeceklerinin de altını çizerek şunları söyledi:
“Ülkemizin artık normalleşmesi lazım. OHAL’in uzamasını artık istemiyoruz, bize ve insanlarımıza rahatsızlık veriyor. 15 Temmuz günü yaşananlar bize bir şeyi çok iyi öğretmiş olmalı. Siyasi bir ayrılıktan uzak durulması gerektiği son derece önemlidir. Bu anlayışın en alttaki bürokrata kadar özümsenmesi lazım. Türkiye birlik ve beraberlik içerisinde birçok problemi aşacaktır. Her insanı kucaklayacağız. Liyakat öncelikli bir kucaklama dönemi başlaması lazım. Sendikal ayrımı yapan bundan sonra alçak oğlu alçaktır. Türkiye Kamu Sen olarak birlik ve beraberliğin son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Avrupa ülkelerinde neden olmuyor darbe girişimi? Bunun masaya yatırılması lazım. Biz neden birlik ve beraberliği yansıtamıyoruz? Başka ülkelerde kimse aynı şeyi düşünmediği halde birbirine düşman olmuyor. Türkiye’nin artık bunu sağlamak adına gayret sarf etmesi lazım. Bunları aşması lazım. Bir paralel yapı da sendikal ayrımcılıktır. Bu anlayışı devam ettiren bürokrat da olsa, en üst düzey görevli de olsa gereğini yapacak, bu tür insanları her platformda deşifre edeceğiz."
Sinop'ta Büyük Kavga Ardından Sokağa Çıkma Yasağı
Sinop'ta iki grup arasında çıkan tartışma büyüyünce taşlı sopalı kavga çıktı.
Sinop'un Durağan İlçesi'nde iki grup arasında henüz belirlenemeyen nedenle çıkan kavgada, 8 kişi yaralandı. Birçok işyeri ve aracın camlarının kırıldığı kavganın ardından ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Durağan İlçesi Gökırmak Mahallesi'nde bugün akşam saatlerinde iki grup arasında henüz belirlenemeyen nedenle tartışma çıktı. Tartışma kısa sürede büyüyerek taşlı sopalı kavgaya dönüştü.
Kavgaya aileler de katılınca ortalık savaş alanına döndü. Kavgada 8 kişi çeşitli yerlerinden yaralanırken, birçok işyeri ve aracın camları kırıldı. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Mahalle halkı da tarafları sakinleştirmek için araya girdi.
Yaralılar, ambulanslarla Durağan Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedaviye alındı. Yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi.
Polis, mahallede geniş çaplı güvenlik önlemi alırken, olayların büyüme ihtimaline karşın ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
İlçeyi karıştıran kavgaya ilişkin açıklama
AKP'li Maviş: "Kavganın nedeni etnik veya siyasi değil."
Sinop'un Durağan İlçesi'nde yaşanan gerginlik ile ilgili olarak AKP Sinop Milletvekili Nazım Maviş açıklama yaptı.
Olayın bir siyasi, ideolojik veya etnik sebepten çıkmadığını belirten Maviş, "Gençlerin kişisel kavgalarından dolayı çıkan bir kavga. Burada iki farklı olay var. Birincisi, iki genç dün akşam, kavga ediyorlar. Polis tarafından gözaltına alınmışlar. Bugün öğle saatlerinde serbest bırakılmışlar. Gençler kendi yakın arkadaş çevrelerini de alarak tekrar bir kavgaya tutuşmuş.
Birinci olay bu. İkinci kavga ise, kurban bayramı nedeniyle bir gencimiz bıçak biletmiş. Fakat parasını vermek istememiş. Bu nedenle esnaf ile arasında kavga çıkmış. Tabi ilçe küçük olunca, bir de bayram arefesi sokaklar kalabalık. Herkes toplanmış ve olaylar büyümüş. İlçe küçük olunca polis sayısı da az.
Bu nedenle Kaymakamlık da olayları yatıştırmak ve daha büyük provakasyonlara imkan vermemek için sokağa çıkma yasağı ilan etmiş. Çevre ilçelerden de takviye geldi. Olayın dediğim gibi herhangi bir ideolojik ve etnik dayanağı yok" dedi.
Altan Kardeşlere FETÖ Gözaltısı
Gazeteci-yazar Ahmet Altan ile kardeşi Prof. Dr. Mehmet Altan, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 'FETÖ' operasyonu kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alındı.
Savcılığın gözaltı yazısında, Youtube üzerinden yayın yapan “Özgür düşünce” isimli TV programına darbeden bir gün önce konuk olarak katılan Ahmet Altan ile programı sunan Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan’ın bu programda, “darbe çağırışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde bulundukları” iddia edildi.
Bu söylemler kapsamında hükümeti ve Cumhurbaşkanını “tehdit ettikleri” iddia edilen yazıda, şüphelilerin “darbenin gerçekleşeceğini beyan ettikleri” ifade edildi. “Darbe girişiminin, terör örgütüyle fikir ve eylem birlikteliği içinde olmadan bir gün öncesinden bilmelerinin mümkün olmayacağı” belirtilen yazıda, bu nedenle şüphelilerin, “darbe girişiminde bulunan bir kısım terör örgütü mensubu askerlerle iştirak halinde atılı suçu işledikleri” iddialarına yer verildi.
Nazlı Ilıcak’ın da ifadesi alınacak
Soruşturma kapsamında programda FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan Nazlı Ilıcak’ın da ifadesinin alınacağı öğrenildi. Altan kardeşlerin, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri devam ediyor.
Mehmet Öcalan, Abdullah Öcalan’la Görüşmek Üzere İmralı’da
İmralı Adası’nda ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan PKK lideri Abdullah Öcalan'la bayram görüşmesi yapmak için kardeşi Mehmet Öcalan İmralı'ya geldi.
İmralı Adası’ndaki Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve Avukat Mazlum Dinç, bu sabah saat 08.30’da Gemlik Jandarma Komutanlığı önüne geldi.
Mehmet Öcalan, burada yaptığı açıklamada, “Şu anda hiçbir şey bilmiyorum. Bizim tek isteğimiz var. 2 seneye yakındır aile görüşü yapmamıştır. Avukatlar da 5 yıldır gidemiyor. Hükümetten ve devletten tek isteğimiz budur. Bu yasal hakkımız. 5 yıldır bu hukuksuzluk devam ediyor. Bu bizim hem yasal hem demokratik hakkımız, talebimiz budur. Bunun düzenli yapılmasını bekliyoruz” dedi.
Mehmet Öcalan, daha sonra İmralı’ya gidiş öncesi kontrollerin yapılması amacıyla Gemlik Jandarma Komutanlığı’na alındı. Buradaki kontrollerin ardından Mehmet Öcalan 09.13’te Ada’ya gitmek üzere jandarmadan ayrıldı. Mehmet Öcalan, Gemport Limanı’ndan adaya gitti.
Mehmet Öcalan, en son 6 Ekim 2014’te yine Kurban Bayramı dolayısıyla görüş için İmralı Adası’na gitmişti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























